Category: Güzel işler


Unutulacak gibi değil

Unutulmaz bir maçın unutulmaz anları…
 
 
UEFA ‘nın resmi sitesinden
 
 
 
 
 
ve
 
 
 
 
 
ve coşku
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Reklamlar
Siz Hiç Ümitsizliğin Gözlerini Gördünüz mü?
 
   Hangi kent, hangi barınak ne önemi var ki? Ülkemizde bu isimle açılan- ya da daha modern, şık isimler konulan- eskiden olup da halen devam eden pek çoğunda aynı görüntüler yok mu?
  
   Tek başına durduğu telli bölmede boylu boyunca uzanmış, o güzel başını soğuk fayansın üstüne koymuş yatıyor. Belki de içinde ki yangıyı, yarasının acısını o şekilde söndürmeye çalışıyor. Gencecik bir köpek, belli en fazla bir iki yaşında, tüylerinin rengi kar beyaz, o renkle tezatlı kıpkırmızı bir kan gölünün içinde. Öyle çaresiz, öyle çaresizliğine rıza göstermiş.
  
   Diğer bölümlerdeki arkadaşları hareketli, kimisi hapisliklerine isyankar, havlayıp gelenlere, her şeye rağmen dost bildikleri insanlara seslenip, kendilerini gösteriyor. Belki bu esaretten bizi kurtaran çıkar diye umutlanıyor.

  
   Beyazsa  öylece yatmakta, sadece bir kez gözlerini açıp, ona bakan bizlere başını kaldırmadan  bakıyor. Çok acılı, çok anlamlı, hiçbir şey beklemeden hiçbir şey ummadan sadece bakıyor. İşte ben o zaman, o bakışlarda simsiyah, dipsiz kuyular gibi ümitsizliğin gözlerini görüyorum..
  
   Kanamasının nedeni barınakta gerekli cihazların olmayışından bilinememiş, teşhis konulamamış, sadece klasik antibiyotik tedavisine başlanmış.
  
   Belki de cömert insanların(!) çöplerine bıraktıkları yiyeceklerin içine karışan cam parçalarını yedi yanlışlıkla , nereden bilebiliriz ki?
 
   Onu emanet ettiğimiz sokaklarda başına kimbilir ne geldi de o kan gölünün içinde öyle umarsız, ümitsizliğin gözleriyle bakmak zorunda kaldı bize son kere.
  
   Kimbilir?
  
   Onu donanımlı bir veteriner kliniğine gönderip, derdine derman olmaya çalıştığımızda ise çok geç kalınmıştı. Artık yoktu. Bir gece yarısı soğuk fayansın üzerinde, soğuk rüzgarların eşliğinde, ölüm nedenini kendinden başka kimseler bilmeden öyle yapayalnız, başını bir şefkatli el okşamadan, belki bir zamanlar güzelliğine hayran olan mahallenin çocuklarının koyduğu ismi kulağına hiç kimseler fısıldamadan geldiği gibi sessizce çekip gitti bu dünyadan.
  
   O şimdi yok, biliyorum onun gibi daha pek çoğu da böyle sessiz sedasız gidecekler.. Ölen ölür kalan sağlar bizimdir denilecek, tabi ki de ölecekler denilecek bazılarınca. Ve onlar ümitsizliğin

 gözleriyle son kez, kısacık bir zaman diliminde kalabildikleri dünyaya, eğer göz göze gelebildikleri olursa onlara bakacaklar.

  
   Bizler çaresiz hep laf üreteceğiz, kendi kendimize kahrolup duracağız, çözümsüzlükler denizinde, olmayan çözüm sandalına tutunamadan bata çıka yüzeceğiz.
  
   Sahipsiz canların üzerinden pek çok insan geçim kapısı bulmuş; taşeron firmalar, barınaklarda çalışan personel, ilaç firmaları, köpek, kedi mama firma sahipleri, kulaklara küpe yapan imalatçılar ve daha pek çokları. Kazanmasınlar demiyorum, ama bunun bilincinde olup ekmek kapılarının esas sahiplerinin de yaşam haklarına gereken özeni göstermeleri gerekmez mi diyorum.    
 
Sn …Ece Bilgin  – 8/04/2008 den alıntıdır…
Teşekkürler Türkiye…
Teşekkürler İnsanlık…
Teşekkürler Canan Hn…
 
Kampanya 1 Milyonu geçti…
Şimdi yasa teklifinin verilmesini bekliyoruz…
Takipcisi olacağız…
 
 
BEBEKLERE  tecavüz cezasının müebbetleştirilmesi için
yasa teklifi anketi devam ediyor.
Oy kullanımı 998 bine yaklaştı
1 milyon olunca yasa teklifi kabul edilecek 
ANKETE KATILMAK SADECE 1 DAKİKANIZI alır …

Bayramlar, Bayramlarımız ….

Bayramlar…

Bayramlarımız…

Birliğimiz, dirliğimiz, diriliğimiz, bütünlüğümüz…

Tarihimizle, Bayrağımızla, Vatanımızla, Atamızla…Geçmişimizle…

Uygarca, İnsanca…geleceğimize doğru…

Tüm " Yaradılmışlarla "       birlikte…

Tüm " İnsanlık alemiyle "    birlikte…

Tüm " Türk dünyasıyla "      birlikte…

Tüm " Sevdiklerimizle "       birlikte…

Tüm " Gönül dostlarımızla " birlikte…

Tüm " Yarenlerinizle "          birlikte…

Kırmadan…kırılmadan…şu " yalancı fani dünyada "….kardeşce…

Doğum günüme az kala, umarım seneye gene tüm güzellikleri birlikte paylaşır,

…acılarımızı anılmayacak anılarımıza gömeriz….

esen kalın….hoşca kalın….

Kahve keyfi !

Kahve keyfi …

İş yaşamında önemli yerlere gelmiş bir grup eski mezun arkadaş grubu, üniversitedeki hocalarından birini ziyarete gitmişler. Çeşitli konular konuşulduktan sonra sohbet, işin yarattığı strese ve hayatın zorluklarına gelmiş. Üniversite hocası konuklarına kahve ikram etmek üzere mutfağa gitmiş. Değişik boy, renk ve kalitede birçok fincanın bulunduğu bir tepsiyle geri dönmüş. Bazısı porselen, bazısı seramik, bazısı cam, bazısı plastik olan fincanları ve kahve termosunu masaya koyup kahvelerini oradan almalarını istemiş. Tüm eski öğrenciler kahvelerini alıp koltuklarına döndüğünde hocaları onlara şunu demiş:

  “ … Farkına vardınız mı bilmem, zarif görünümlü, güzel, pahalı fincanların hepsi alındı. Masada yalnız ucuz ve basit görünümlü fincanlar kaldı. Elbetteki kendiniz için en güzelini istemek ve onu almak çok normal. İşte bu demin bahsettiğiniz problemlerin ve stresin nedeni. Hepinizin istediği fincan değil kahve iken, bilinçli olarak her biriniz birbirinizin aldığı fincanları gözlemleyerek daha iyi olan fincanları almak için uğraştınız. Yaşam kahve ise… iş, para ve mevki fincandır. Bunlar yalnızca yaşamı tutmaya yarayan araçlardır. Yaşamın kalitesi bunlara göre değişmez. Bazen yalnızca fincana odaklanarak, içindeki kahvenin zevkini çıkarmayı unutabiliyoruz …”

 Alıntı  Suat bey ‘in space alanından…teşekkürler…

Sevgililer Günü Tarihi…….

 

Sevgililer Gününün Tarihçesi

SEVGİLİLER GÜNÜ tarihte de ne aşklar yaşanmış dedirtiyor: Sevgiler Günü’nün başlangıç tarihi eski Roma zamanına uzanıyor.

Eski Roma’da 14 Şubat günü bütün Roma halkı için önemli bir gündü. Nedeni ise bu günde Roma tanrı ve tanrıçalarının kraliçesi sayilan Juno’ya duyulan saygıdan ötürü tatil yapılırdı. Juno ayrıca Roma halkı tarafından kadınlık ve evlilik tanrıçası olarak da biliniyordu. Bu günü takip eden 15 Şubat gününde ise Lupercalia Bayramı başlıyordu.

Bu bayram halkın genç nüfusu için büyük önem taşımaktaydı. Bunun nedeni ise yaşantıları kesin kurallar ile sınırlandırılmış, bunun doğal sonucu olarak bir birliktelik yaşama şansı olmayan bu gençler sadece bu bayram süresince bile olsa birbirlerinin partneri oluyorlardı.Hangi genç bayanın hangi genç erkek ile bir çift oluşturacağı eski bir gelenek olan ve Lupercalia Bayramı’nın arife günü yapılan bir çekiliş ile belli oluyordu. Romalı genç kızlar isimlerini küçük kağıt parçalarının üzerine yazıp bir kavanoza koyuyorlardı. Genç Romalı erkkeler ise kavanozdan bu kağıtları çekerek üzerinde hangi kızın ismi yazıyorsa o kızla bayram eğlenceleri boyunca beraber oluyorlardı. Bu birliktelikler birbirine aşık olan çiftler için bayram süresinin dışına taşıp genellikle evlilikle sonlanıyordu.

O zamanın İmparatoru 2. Claudius, Roma’yı kendi katı kuralları ile zalimce yöneten bir hükümdardı. Onun için en büyük problem ordusunda savaşacak asker bulamamaktı. Ona göre bu durumun tek sebebi Romalı erkeklerin aşklarını ve ailelerini bırakmak istememeleriydi. İşte bu yüzden Roma’daki tüm nişan ve evlilikleri kaldırdı. Aziz Valentine de Claudius’un hükümdarlığı zamanında Roma’da yaşayan bir papazdı. Kendisi gibi papaz olan Aziz Marius ile birlikte Claudius’un yasağına rağmen gizlice çiftleri evlendirmeye devam etti. Ancak imparator bu durumu bir süre sonra öğrendi. Aziz Valentine insanları evlendirmeye devam ettiği için tutuklandı ve yaptıklarının cezası olarak sopa ile dövülerek öldürüldü. Milattan sonra 270 yılının 14 Şubatı Hristiyan şehitliğine gömüldü.

Aynı zamanlarda Roma’daki putperestler, şubat ayı içinde kutlanan Lupercalia Bayramı’nı kendi putperest tanrıları için kutluyorlardı. Bayram öncesi yapılan geleneksel çekilişi ise seromoniye bağlı kalarak kendileri için uygulamaya başladılar. Hristiyan Kilisesi’nin ilk kurulduğu yıllarda hizmet veren papazlar bu törenlerin, özellikle de evlenmemiş gençlerin putperestler ile birlikte anılmasından rahatsız oldukları için bir çözüm buldular. Bu gençlerin isimlerinin azizlerle birlikte anılmasını istedikleri için Lupercalia Bayramı’nın başladığı günü Aziz Valentine Günü olarak kutlamaya başladılar. O gün bugündür her yılın 14 Şubat’I Sevgililer Günü olarak kutlanmaya devam ediyor ve yeryüzünde kadın ve erkek beraber olduğu sürece de kutlanmaya devam edecek gibi.

Kesin olmamakla birlikte bazı kaynaklara göre bu özel günün kutlanma sebeblerinden bir diğeri ise Hristiyanlığı seçtiği ve bu inancından vazgeçmediği için öldürülen Romalı Aziz Valentine. 14 Şubat 270 yılında ölen Valentine’nin ölüm günü o günden sonra Sevgililer Günü olarak kutlanmaya başlanmıştır. Efsanenin başka bir yönü ise Aziz Valentine’nin İmparator Claudius hükümdarlığı ile aynı dönemde bir tapınakta papaz olarak hizmet vermesi ile ilgili. Claudius Valentine’i emirlerine uymadığı ve kendisine başkaldırdığı için tutuklatıp öldürdü. Bu olaydan 226 yıl sonra 496’da Papa Gelasius Aziz Valentine’i onurlandırmak için Şubat 14’ü Aziz Valentine Günü olarak belirlemiştir.

Yıllar 14 Şubat aşıkların birbirlerine aşk mesajları yolladığı, şiirler okuduğu, beraber vakit geçirdiği bir gün olarak günümüze kadar geldi. Bununla pararel olarak Aziz Valentine de bütün sevenlerin koruyucu azizi haline gelip böyle anılmaya başlandı. Sevgililer Günü, 1800 yıllardan sonra Amerika’da Esther Howland’ın ilk Sevgililer Günü kartını yollamasından bu yana günümüzde daha çok sayıda insanın kutladığı toplumsal bir olay haline geldi.

Bunun doğal sonucu olarak olayın ticari yönü çok gelişti. Neredeyse herkes her yıl 14 Şubat’ta sevgililerine veya eşlerine bu günün ruhu ile bütünleşen, karşı tarafa sevgilerini anlatan hediyeler vererek bu günü kutlamaktadırlar.

http://suatoney.spaces.live.com/blog/cns!E64F6D13971A38F2!385.trak

 

ÜCRETSİZ LOSEMİLİ ÇOCUKLAR HASTANESİ

LÖSEV (Lösemili Çocuklar Sağlık ve Eğitim Vakfı) 3.5 yıllık bir vakıf olmasına rağmen Türkiye’nin ilk lösemili çocuklar hastanesi sante’yi Ankara’da kurdu. Yemeğinden pijamasına, muayenesinden tahliline herşey ücretsiz olarak çocuklara sunuluyor. Ankara dışından gelen ailelere de apart oda hizmeti veriliyor. Vakıf kullanmadığımız giysi, ev eşyası, oyuncak, bisiklet ve yiyecek yardımlarını kabul ettiği gibi, YKB 477 Şube 1-002666 hesaba tutar ne olursa olsun bağış da yapılabiliyor.

Tel : 0312- 447 06 60

http://ymungan.spaces.live.com/blog/cns!A938152B84C6BBC7!869.trak

 

Organ Bağışı Rekoru

İstanbul’da organ bağışı rekor kırdı…
 
İstanbul İl Sağlık Müdürü Dr. Mehmet Bakar, “ 2005 yılında 649 olan organ bağışı, geçen yıl dört kat arttı ve 2 bin 854 ’e, bu yıl ise 130 günde 10 bin 280’e ulaştı ” dedi.
İSTANBUL ’da hayat kurtaran organ bağışı sayısında umut verici gelişmeler yaşanıyor. Organ bağışı konusunda Avrupa’nın çok gerisinde olmamıza rağmen yapılan başarılı çalışma sonunda İstanbul’daki organ bağışı bu yılın ilk 3 ayında rekor düzeyde arttı.
“ 14 Ekim 2006 ’da Avrupa Organ Bağışı Günü nedeniyle yapılan toplantıda söz verdiğimiz hedefleri yakaladık” diyen İstanbul İl Sağlık Müdürü Dr. Mehmet Bakar, hedefe ulaşmak için yaptıklarını şöyle anlattı: “ Organ bağışı için önce müdürlüğümüz, ilçe sağlık grup başkanlığı ve sağlık ocaklarımızda organ bağışı birimleri oluşturduk. Birimlerde organ bağışı sorumluları belirledik. Geçtiğimiz yıllardaki rakamlar İstanbul için çok düşüktü. O gün karar verdik. Yüzlerle ifade edilen sayıyı binlere çekecektik. Sözümüzü tuttuk. 2007 ’nin sadece 130 gününde 10 bin 280 organ bağışı yapıldı. Bu sayı 2005’de sadece 649 kişiydi. 2006’da rakam 2 bin 854 ulaşmıştı. Şimdi geldiğimiz rakamlar ise bizim için de bir rekor. Artık 85 noktada bağış kabul ediliyor. ”
Vantilatörlü yoğun bakım yatağı olan 18 devlet hastanesinde organ nakli koordinatörleri belirleyerek beyin ölümü tespit kurulları oluşturduklarını da ifade eden Dr. Bakar, sözlerine şöyle devam etti: “ 5 yatak ve üzeri yoğun bakım yatağına sahip özel hastanelerde beyin ölümü tespit kurulları oluşturuldu ve devlet hastanelerimize bağlandı. 11 devlet ve 1 özel hastane koordinatörü 09-13 Nisan’da organ nakli eğitimine katıldı. Ayrıca beyin ölümlerinin takibi için müdürlüğümüzce aylık beyin ölümü bildirim formu geliştirildi.”
 
Hürriyet 19.05.2007