Category: T.C. Cumhuriyeti ve Atatürk


KUVAYİ MİLLİYE ŞEHİTLERİ
 
Şehitler, Kuvâyi Milliye şehitleri,
mezardan çıkmanın vaktidir!
Şehitler, Kuvâyi Milliye şehitleri,
Sakarya’da, İnönü’nde, Afyon’dakiler
Dumlupınar’dakiler de elbet
ve de Aydın’da, Antep’te vurulup düşenler,
siz toprak altında ulu köklerimizsiniz
yatarsınız al kanlar içinde.
Şehitler, Kuvâyi Milliye şehitleri,
siz toprak altında derin uykudayken
düşmanı çağırdılar,
satıldık, uyanın!
Biz toprak üstünde derin uykulardayız,
kalkıp uyandırın bizi!
Uyandırın bizi!
Şehitler, Kuvâyi Milliye şehitleri,
mezardan çıkmanın vaktidir!
 
Nazım Hikmet 1959

 

The Economist’ten ilginç Atatürk belgesi

The Economist dergisi, "Atatürk, yüzlerce Ermeni kadın ve çocuğu, toplu katledilmekten kurtardı" diye yazdı. Üstelik yazıyı, Erivan’daki Ermeni soykırımı müzesince toplanan ve müdürü Hayk Demoyan ’ın ortaya koyduğu belgeye dayandırdı.

The Economist dergisi, Erivan ’daki “ Soykırım ” müzesindeki belgelere dikkat çekerek “ Modern Türkiye ’nin babası Kemal Atatürk, birinci dünya savaşı sırasında ve sonrasında yüzlerce Ermeni kadın ve çocuğu, Osmanlı kuvvetleri tarafından toplu olarak katledilmekten kurtardı” diye yazdı.

İngiliz dergisi, son sayısında Türkiye ile Ermenistan’ın yakınlaşma çabalarını değerlendirdiği “ Dost ve Komşu ” başlıklı analizinde “ İki tarihi düşman ” arasındaki ilişkilerde iyileşme umudunun doğduğunu vurguladı. Analizin başında Atatürk’ün Ermenilere yönelik tutumuna dikkat çekerek şunları yazdı:

“ Modern Türkiye’nin babası Kemal Atatürk, birinci dünya savaşı sırasında ve sonrasında yüzlerce Ermeni kadın ve çocuğu, Osmanlı kuvvetleri tarafından toplu olarak katledilmekten kurtardı. Şimdiye kadar anlatılmayan ve herhalde bugünkü Türklerin birçoğu için bir sürpriz olacak bu hikaye, Erivan ’daki Ermeni soykırımı müzesince toplanan ve müdürü Hayk Demoyan ’ın ‘yakında sitemizde açıklanacak’ diye söz verdiği birçok belgeden biridir. ”

 

…açsınlar bakalım arşivlerini (!) daha ne belgeler…neler neler çıkacak acaba…? olayın arkasından çıkacak gelişmeleri ( yani hazırlanmış senaryoyu ) tahmin etmeye gerek yok…yorumu sizlere bırakıyorum…

…haberin devamı ve tamamı için tıklayınız 

…dostlarım, esen kalın…

"ATATÜRK DEVRİMLERİ= AYDINLANMA"DIR!


            Kimi politikacıların açıklamalarını, kesinlikle " yanlış anlaşılma, sözlerin çarpıtılması " olarak görmüyor, toplumu akılcılıktan, bilimsel bilgiden uzak girişimlerle kendi düş dünyalarının karanlıklarına çekmek isteyenleri, hâlâ şaşırarak izliyor ve bu " vur kaç " yöntemini kınıyoruz!


" Saltanatın yıkılması, cumhuriyetin kurulması bir devrimdir. Arap harflerinin kaldırılıp Latin alfabesinin kabulü bir devrimdir. Medrese eğitiminin kaldırılıp milli eğitimin tek bir yerde toplanması bir devrimdir." Bunlar doğrudur; ancak

 

" Yeni bir Cumhuriyet kurulmuştur ve bu cumhuriyet toplumun o güne kadarki birçok değer yargılarını ve kurumları ortadan kaldırmıştır " yargısı gibi, " …bir gece önce eski Türkçe yazı TBMM’de lağvedilerek Latin alfabesi getirilmiştir. Bu devrimdir. Toplumda okuma-yazma oranı sıfıra düşmüştür. Latin alfabesi, bilmeyenler için öyledir. Bu bir sosyal, tarihsel tespittir "…demek,

 

…söyleyen kişinin ne denli önyargılı olduğunun " tespiti "dir.

 

Politik bir " manevra " olmaktan öte gitmeyen bu yanlışların, " Harf Devrimini " hedef alan bölümünü düzeltim:


            *Cumhuriyetten önce halkın büyük bölümü okuryazar değildi; okuma yazma oranı özellikle kadınlarda sıfırdı. Zaten okuryazar olmayan, eski yazıya dinsel anlam yükleyenlerin eline düşen bir halkın, bir gecede okuma yazma oranının düştüğünü söylemek, bile bile toplumu yanıltmaktır. Onlarca kaynağı, bilimciyi yalanlayan bu sözler, yakın tarihi bilinçli olarak çarpıtmaktır.
            *
Türk Devriminin hiçbir parçası " bir gecede " tasarlanmış ve yaşama geçirilmiş değildir. Kimi politikacıların ağzından okullara akan bu yanlış saptamaların tek bir yararı vardır; artık " takiye" denilen maske, hiçbir yüzü saklamamaktadır.
            *
Türk Devriminin her aşaması, yaklaşık 90 yıldır kimileri için gerçekte " travma "dır;  hâlâ yüreklerinde saltanat ve hilafeti sancağı taşıyanlar; laik cumhuriyeti, tesettürün kalkmasını, yazının değişmesini sindiremezler. Çünkü yüzyıllarca " din "le kurulan dayatmalar ve " eski yazının büyüsü " ortadan kalktığında tutunacak dalları kalmayacaktır. Laik cumhuriyet, halk egemenliğini getirmiş; tesettürden çıkıp okullu olan kadın erkeğin arkasından yanına gelmiş; yeni yazı halka çağdaş dünyayla yarışma, ulusal ve evrensel değerleri bilgiyle, sanatla harmanlanma yolunu açmıştır. Bu eylemlerin adı, tek sözcükle aydınlanmadır.
           *
Belli ki Latin kökenli Yeni Türk Abecesi, kimi politikacıları yalnızca okuryazar yapmıştır; oysa Türk Devriminin amacı bu değildir; yeni yazı, arkasından gelen Dil Devrimi ve bütün yenilikler, akıl ve bilimden başka doğru tanımayan kuşaklar yetiştirmek için yapılmıştır. Türk Devrimini doğru anlayan ve uygulayan politikacılar yetiştiğinde de akıl ve bilimden başka doğru tanımayan kuşaklar, bilgi eksikliği içindeki, önyargılı politikacılara inancını kullanma izni vermeyecektir. Elbette doğru bilgiyle yetişecek kadınlarımız, saçını değil aklını sakınması gerektiğini ve Kurtuluş Savaşını doğru öğrenecek, Humeyni’yi Atatürk’ün önüne geçiren " travma " lardan sıyrılacaklardır.

Atatürk devrimlerine " travma " demek " sosyolojik, tarihsel tespit " değil, artık saklanamayan bir " hesaplaşma " dır.

 

Asıl " travma" yı, Mustafa Kemal ‘in " manevi mirası " olan akıl ve bilimden pay alamayanlar yaşamaktadır. Aklı ve bilimi öncü aldıklarında, bu " travma " yla kendi beyin ve yüreklerinde açtıkları yaraları, yine kendilerinin iyileştireceğine inanıyoruz.

 

Çünkü Türk Devrimi, politik çıkar odaklı her türlü hesaplaşmayı tersine çevirecek kadar güçlüdür. Her devrim kendi içinde karşıtlarını yaratır, onlara türlü " travma " lar yaşatır; önemli olan erken tanıdır.

En içten saygılarla duyururuz!


Dil Derneği Yönetim Kurulu Başkanı
Sevgi Özel

 

 

Mail grubumdan gelen bu yazıyı alanıma almadan edemedim…vurgulamalar için yapılan yazı renkleri ve alt çizgiler tarafımdan gerçekleştirilmiştir.

 

 

 

 
 
 
gençlik…her yaştan gençlik…hepimize kutlu olsun…!
 
 
 
 
 
Atam rahat uyu… bizler hep burada olacağız…
 
Bir kıvılcımdın… ama arkanda bir volkan bıraktın…
 
… doğum günün kutlu olsun
 
… bir avuç arkadaşın ile …
milyonların klavuzu oldun…
 
ruhunuz şad olsun
 
 

 

 

 
 
Yürüyün gençler…Cumhuriyet sizin…gelecek sizin…
 
…eh..arif olan anlamıştır herhalde….
Dur yolcu! Bilmeden gelip bastığın,
Bu toprak, bir devrin battığı yerdir.
Eğil de kulak ver, bu sessiz yığın,
Bir vatan kalbinin attığı yerdir.

 

 

Değerli Space dostu Y. ŞENKAYA nın bu güzel hediyesini buraya almamak düşünülemzdi…teşekkürler…ellerin dert görmesin…

 

"Kendilerine bir milletin talihi bırakılan adamlar, milletin kuvvet ve kudretini yalnız ve ancak yine milletin hakiki ve elde edilmesi mümkün menfaatleri yolunda kullanmakla görevli olduklarını bir an hatırlarından çikarmamalıdırlar. Bu adamlar düşünmelidirler ki, bir memleketi zabt ve işgal etmek o memleketin sahiplerine hakim olmak i cin kafi değildir.

Bir milletin ruhu zabt olunmadıkça, bir milletin azim ve iradesi kırılmadıkça, o millete hakim olmanın imkanı yoktur. Hâlbuki asırların getirdiği bir milli ruha, hiçbir kuvvet mukavemet edemez."

"Uluslar, egemenliklerini geçici bile olsa, bırakacağı meclislere dahi gereğinden fazla inanmamalı ve güvenmemelidir. Çünkü meclisler bile despotluk yapabilir ve bu despotluk bireysel despotluktan daha tehlikeli olabilir. Meclislerin öyle kararları olabilir ki, bu kararlar ulusun yaşamına giderilmesi olanaklı olmayan zararlar verebilir."

1924, M.KEMAL ATATÜRK

 

 

 
"Efendiler, tekke ve zaviyelerle, türbelerin kapatılması ve bütün tarikatlarla, şeyhlik, dervişlik, müritlik, çelebilik, falcılık, büyücülük ve türbedarlık v.b. birtakım ünvanların kaldırılması ve yasaklanması da Takrîr-i Sükûn Kanunu yürürlükte iken yapılmıştır. Bu konularla ilgili yürütme ve uygulamaların, toplumumuzun, hurafelere inanan, ilkel bir kavim olmadığını göstermek bakımından ne kadar gerekli olduğu takdir olunur.
 
Bir takım şeyhlerin, dedelerin, seyyitlerin, çelebilerin, babaların, emirlerin arkasından sürüklenen, kaderlerini ve hayatlarını falcılara, büyücülere, üfürükçülere, muskacıların ellerine bırakan insanlardan meydana gelmiş bir topluluğa bir millet gözüyle bakılabilir mi?

Milletimizin kendine has niteliğini yanlış şekilde gösterebilen ve yüzyıllarca göstermiş olan bu gibi unsurlar ve kuruluşlar, yeni Türkiye Devleti’nde Türkiye Cumhuriyeti’nde devam ettirilmeli miydi ? Buna önem vermemek, ilerleme ve yenileşme adına pek büyük ve düzeltilmesi imkânsız bir yanılma olmaz mıydı? İşte biz, Takrîr-i Sükûn Kanunu’nun yürürlükte olmasından yararlandık ise, bu tarihi hatayı bir daha işlememek için, milletimizin alnını olduğu gibi açık ve ak göstermek için, milletimizin mutaassıp ve ortaçağ zihniyetinde olmadığını ispat etmek için yararlandık.

Kaynak: Nutuk, II. Cilt, s. 655., TDK Yayınları, 1978.

 
 
 

 

Aramızdan ayrılışının 69. yılında, yüce Atatürk’ü özlemle anıyoruz.
Atatürk, verdiği Kurtuluş Savaşı’yla tüm mazlum ülkelere öncü ve örnek olmuştur. Yıkıntılar arasındaki Osmanlı Devleti’nden kurduğu cumhuriyetle, ülkemize çağdaş uygarlık yolunu açmıştır. Atatürk yola başlarken Osmanlı devletini sömürgeleştirmek için kurulan ne kadar gerici kültür kaynağı varsa hepsini söndürmüştür. Osmanlı için kurulan misyoner okulları, birer ortaçağ kurumu olan medreseler kapatılmış, öğretimde birlik sağlanmıştır. Saltanat, hilafet kaldırılmış, iktidar Atatürk’le halka verilmiştir. Padişahın kullarından özgür bir ulus yaratılmaya çalışılmıştır.

devamı için….   " Mustafa Kemal Atatürk "